24 Aralık 2015 Perşembe

CanlıTavuk Satıcısı


Dün bir eşek gördüm. Keşke yanımda fotoğraf makinem olsaydı diye hayıflandım, hayvanlar içinde en sevdiğimdi eşek ve bu eşek her gün görülmek istenilesi bir güzellikteydi.  Köylü pazarına gidiyor olsa gerekti, semerinde heybe  taşıyordu. Heybelerin içinden tavuk sesi geliyordu. Eşeğin sahibi bir çocuktu, elindeki sopayı rastgele, ritmik kullanıyordu. 
 Çocuk, köylü pazarının girişinde eşeğini bir direğe bağladı. Ağzı bağlı heybeyi yere attı,  heybeden çığlıklar yükselmeye başladı. Çocuk heybeyi  yerde sürükleye sürükleye  pazara taşırken çığlıklar bütün sokağı inletiyordu. Bir köşede heybenin ağzını açtı, birbirine bağlanmış tavukları kaldırıma silkeledi.   Çuvaldan çıkarkenki halleri bütün pazarı güldürdü. Görevini yerine getiren çocuk gururlandı, tavuklar sustu.
 Çorum öyle soğuk ki, her yer kırağı, ağaç dalları, otlar, toprak pırıl pırıl buz tutmuş. Ben, direğe bağlanmış eşeğe bakıyorum, bakmalara doyamıyorum. Direğe doğru yaklaşıyorum, eşek başını yere eğiyor. Tüylerini  okşuyorum, kocaman siyah gözlerini yere indiriyor. Dünyayı daha çok seviyorum, boz eşeğin tüylerinde elim gezinirken, biraz önce sopalanmış gövdesinin sıcaklığı içime akıyor , içimi sevgi ile dolduruyor.  Yaşlı bir amca kızıyor; “ eşek ısırmasını bilmiyor bu kadın, kolunu kopartır …”  Tavuklar yine çığlık çığlığa, biri satılmış, ipleri çözülüyor, birbirlerinden ayrılıyorlar. Eşeğin sahibi, tavuk satıcısı çocuğa bakıyorum. Paltosu yok,  soğuk havayı benim gibi hissetmiyor.  Benim gibi hissetmediği bir sürü şey aklıma geliyor. Canlarını yaka yaka pazara getirdiği bu tavukları her gün besleyendi, civciv hallerini bilendi.  Boz eşeğin  kulaklarına kadardı boyu.  Ama  pazardaki herhangi yetişkin bir köylü gibiydi hareketleri, tıpkısının aynısı…Her gün seslerini duyduğun, gözlerine baktığın, yemlediğin, suladığın senin hayvanlarındı, canlarını nasıl acıtabiliyordun? Nasıl eziyet edebiliyordun, çığlıkları içini acıtmıyor muydu? Boz tüylerin altında hisli bir vücut var, sopalamak yerine kocaman kulaklara konuşsaydın, dinlemez mi sandın, yoksa  aklına konuşmak  hiç gelmedi mi?…
Öyle soğuk bir hava vardı ki… Dondurucu  hava  düşüncelerimi dağıttı, eşeğin tüylerinden elimi çektim, direğin yanından uzaklaşırken, tavuk çığlıkları bir yükselip bir duruyordu. Eşeğinin sırtına tavuklarını yükleyip köyünden kilometrelerce uzakta ki  pazara gelebilmiş bu  paltosuz çocuk, son çığlığa kadar beklemek zorundaydı…

6 yorum:

  1. Allah çocuğun da hayvanların da yardımcısı olsun. Büyüklerinden öyle görmüş demek ki :( insana neler yapıyoruz ki, hayvani incitmemek lügatımızda yok maalesef.

    YanıtlaSil
  2. ayşeciğim, sana bir mail yazdım. benim gibi günlerce maillerine bakmayan biriysen diye buradan uyarmak istedim :)

    YanıtlaSil
  3. mektubum elinize geçmiş. yunus'un sevinmesi beni ayrıca mutlu etti. o gülen gözlerinden öperim çocuk :) sarıldım sımsıkı ayşeciğim...

    YanıtlaSil
  4. Ayşe... Nerelerdesin? Herşey yolunda mı? Bir ses ver. Seni gerçekten merak ettim.

    YanıtlaSil
  5. Ayşe bir ses ver artık. Korkutuyor bu sessizlik beni

    YanıtlaSil