27 Ekim 2016 Perşembe

Çiçekler, kediler

 
 
Bu kötü fotoğraflarda ki kediler bana bakıyor, ne zaman pencereyi açsam nerede olursa olsunlar koşup gelirler. Sosis beklerler. Sosis, salam yemeyiz ama hediye olarak "sosis" getirmiş bir yakınımız, ben de pencereden beri kedilere attım( bir kap içinde kediler için sokağa yem bırakamıyorum, sokağımıza taşındığımızda ilk dikkatimi çeken şey kediler için bir kap su, yemeğe rastlamamış olmamdı, bu kediler nasıl hayatta kalıyordu, çöp tenekelerinin kapakları da kapalı, uygun görmüyorlar herhalde dedim, gizli gizli kap içinde süt, ile yem koydum, sonra beni görenler özenmiş olacak ki, evdeki kuru, küflenmiş ekmeklerini koymaya başladılar, kediler yemedi, ekmekler her yere saçıldı, apartman ve sokak sakinleri kızmaya başladılar, günah oluyordu, o kadar aç insan varken diye yasak geldi) O günden beri bekliyorlar. Apartman önüne kedi alıştırıyorum diye söylenilmeye başlanılsa da gizli gizli sosis atmaya devam ettim. Üç kat yukarıdan ne atabilirdim ki, sosis hem kolay atılıyor hem de tadına bayılıyorlardı. Bütçemi zorlayınca ucuz sosis aramaya başladım, zincir indirimli marketlerin birinde çok uyguna buldum, haftada iki kez sadece sosis için markete gitmeye başladım(toptan almıyordum çünkü belli bir saatte( kimselerin görmeyeceği bir saat) herkesin üçer kez kaptığından emin olduktan sonra atmayı bırakmam gerekiyor yoksa hepsini bir hamlede atıp bitirebilirdim)
Bu zincir markette içimi acıtan bir şeye tanık oluyordum, saksılarda çiçek satıyorlardı ve satılmayan çiçeklerin gün gün solduğunu, boynunu büktüğünü görüyordum, kasadaki kıza" bunlara su veriyor musunuz?" diye sorduğumda ; başımı kaşıyacak vaktim mi var, ne suyu diye cevap alacağımı biliyordum. Haklılardı, sabah geldiği işten akşam on olmadan çıkamıyordu,  ayakta dikilerek onlarca işi aynı anda sürüklemesi bekleniliyordu, yapamazsa yüzlercesi işini kapmak için bekliyordu...Çiçek ile uğraşacak vakti yoktu. Her gittiğimde çiçekleri görmemek için kafamı çevirdim, başka şubelerine gittim orada da aynı çiçekler, aynı manzara , üç hafta sonunda artık dayanamaz diyerek  durumu en kötü olanını satın aldım.( Diğer şubede ki can çekişenlerden bir tanesini de aldım,çiçeklere özel bir ilgim yoktur hatta çiçeğin sorumluluğundan korkarım) Yapraklarını dökmüş, dik durmayı bırakmışlardı, beş kutu sosis parası verdim. Eve getirdim, saksılarını değiştirdim, topraklarını tazeledim, sularını verip, öptüm. Yan yana pencere önüne koydum.
 
Kendilerine gelmeleri bir kaç ayı buldu, yaşadıkları travma çok kötüydü, soğuk market rafında,  sahiplenilmeyi beklemek herkesin üstesinden geleceği bir şey değildi, onlar başardı. Onlar demişken birinin adı aşure, diğeri mendufe...(Pıtpıt rahatsızlık vermiyor sadece kokluyor, tatlarına bakmıyor.)
 

5 yorum:

  1. yazılarınızı her okuduğumda bir tuhaf oluyorum, utanıyorum biraz.
    ben de okula giderken görüyorum, yolumun üstündeki marketin önüne sıra sıra dizmişler saksıda çiçekleri. geçenlerde içlerinden en sağlıklısını seçip almaya niyetlendim, cüzdanımı evde unuttuğum için alamadım. o günden sonra da soluşlarını izledim her geçen gün, sık sık da kim alır ki solmuş çiçekleri, ne olacak halleri diye düşündüm. siz alıyormuşsunuz.

    YanıtlaSil
  2. Ne güzel bir yüreğiniz var..Teşekkürler çiçekler ve kediler için. . Betül..

    YanıtlaSil
  3. "bir şeye isim koymadan önce iyi düşünmek lazım, koyduğun an artık ondan sorumlusun" demişti hatırlayamadığım biri :) ben de üzülürüm market çiçeklerine,elime su alıp hepsini sulayasım gelir,ne iyi yapmışsın...

    YanıtlaSil
  4. Biliyor musun biz bu yaz balkonda biber domates yetiştirdik, elbet öyle tabak tabak yemedik ama topraktan çıkan bir bitkinin bile ne denli "canlı" olduğunu bu sayede öğrendik.
    Kedi mi sahiplendiniz ne güzel, bizim de niyetimiz var, köpek için bahçeli ev olması gerektiğine inandığımdan vazgeçtik. Ama kardeşi de yok ya, içimde ukte, bir arkadaşı olsun istiyorum hiç değilse.

    YanıtlaSil